İki Şehrin Hikayesi - Charles Dickens

Can Yüksel

Erdoğancan Yüksel

5 dakika 15 saniye okuma süresi

Yazarın en önemli tarihi romanı olarak kabul edilen İki Şehrin Hikayesi, Londra ve Paris arasındaki keskin karşıtlıkları merkeze alan çok katmanlı tarihi bir eserdir.

iki-sehrin-hikayesi

İki Şehrin Hikayesi - Charles Dickens Konusu:

Charles Dickens'ın 1859'da yayımlanmış olan" İki Şehrin Hikayesi" adlı eseri, yazarın en önemli tarihi romanı olarak kabul edilmiştir. Londra ve Paris arasındaki keskin karşıtlıkları merkeze alan çok katmanlı bir eserdir. Dickens'ın bu romandaki toplumsal eleştirisi yalnızca tarihsel bir gözleme değil, aynı zamanda Viktorya Dönemi İngiltere'sinde bizzat tanıklık ettiği ve çocukluk yıllarında maruz kaldığı yoksulluk, adaletsizlik gibi acı tecrübelere dayanır. Yazar, Fransız Devrimi'nin kaosunu ve bu büyük toplumsal çalkantının sıradan insanların hayatlarını, ahlaki seçimlerini ve kaderlerini nasıl kökten şekillendirdiğini ustalıkla gözler önüne serer. Eser, sadece tarihin en kanlı devrimlerinden birini anlatmakla kalmaz, aynı zamanda bu büyük fırtınanın ortasında filizlenen bir aşkın, derin bir fedakârlığın ve insaniyetin yıkım karşısındaki direnişinin de destanını yazar.

Romanın ana çatışması, Fransız Devrimi'nin getirdiği adalet, intikam ve kefaret temalarıyla iç içe geçmiş bir aşk üçgeni etrafında örülmüştür. Aynı kadına, Lucie Manette'e aşık olan iki adamın (onurlu Fransız aristokratı Charles Darnay ve hayatını boşa harcamış sinik İngiliz avukat Sydney Carton) hikayesi, kişisel kaderlerin tarihsel olayların acımasız çarkları arasında nasıl ezilebildiğini veya yücelebildiğini gösterir. Bu karmaşık tarihsel sahnede her bir karakter, sevgi, nefret, adalet ve intikam gibi evrensel duyguların canlı birer temsilcisi olarak romanın derin temalarını somutlaştırır.

İki Şehrin Hikayesi - Charles Dickens Özeti:

İki Şehrin Hikayesi, hem ele aldığı tarihsel dönemin sarsıntıları hem de karakterlerin içsel yolculukları bakımından edebiyat tarihinin en çarpıcı eserlerinden biridir. Bastille Hapishanesi’nin yıkılışını ve Fransız İhtilali'nin kanlı yıllarını konu edinmesiyle bir çağ romanı, insan ruhunun direncini ve aşkın dönüştürücü gücünü işlemesiyle ise zamansız bir insanlık hikâyesi hâline gelir. Bütün bu toplumsal çalkantının arka planında, yıllarca Bastille'de mahkûm kalan Doktor Manette, güzeller güzeli kızı Lucie Manette ve soylu Edmundo ailesinden gelen Charles Darnay arasında filizlenen büyük aşk romanın merkezini oluşturur. Ancak Lucie'ye gönlünü kaptıran sadece Darnay değildir; karanlık bir ruh hâline ve umursamaz bir yaşama sahip İngiliz avukat Sydney Carton da Lucie'ye derin, karşılıksız ve yıkıcı bir aşkla bağlıdır. Bu aşk, romanın sonunda gerçekleştirdiği eşsiz fedakârlıkla Carton'u adeta ölümsüzleştirir.

Roman, adının da işaret ettiği gibi, olayları Fransa ve İngiltere arasında paralel bir akışla sürdürür. İlk bölümlerde iki ülke eşit ağırlıkla yer alırken, ihtilalin alevlerinin yükseldiği son bölümlerde sahne tamamen Fransa'ya kayar.

Hikaye, küçük yaşta anne ve babasını kaybettiğini sanan Lucie'nin, aslında babasının hayatta olduğunu öğrenmesiyle başlar. Bastille’de 18 yıl boyunca tutsak kalan Doktor Manette, özgürlüğüne kavuşmuştur fakat zihin dünyası hâlâ karanlık bir esaret içindedir. Lucie, kendisine babasının yokluğunda sahip çıkan İngiliz bankacı Bay Lorry ve Sydney Carton ile birlikte Paris'e giderek babasını Defergeler'in şarap dükkanının üst katında bulur. Doktor Manette, yıllarca acısını dindirmek için seçtiği ayakkabı yapma işine kendini kaptırmış, adeta ruhunu bu işe hapsetmiştir. Lucie'nin sevgi dolu şefkatiyle babası yavaş yavaş hayata döner ve birlikte İngiltere'ye yerleşirler.

Bu süreçte Lucie ile tanışan Charles Darnay, asil bir kökene sahip olmasına rağmen Fransa’daki bütün imtiyazlarından vazgeçmiş, onurlu bir yaşam sürmeyi seçmiştir. Lucie'ye duyduğu derin sevgiyle Doktor Manette'nin kapısını çalar ve onunla evlenmek istediğini söyler. Soyunun Edmundolardan geldiğini açıklayınca Doktor Manette derin bir sarsıntı yaşasa da bu gerçeği ne Lucie'ye ne de Darnay'a belli etmez. Tek şartı, Darnay'ın bu bilgiyi hiç kimseyle paylaşmamasıdır. Darnay bu şartı kabul eder, Lucie ile evlenir ve aileleri küçük kızlarıyla birlikte mutluluğun doruğuna ulaşır.

Ancak Fransa'da ihtilalin ateşi yükselmiştir. Paris sokakları giyotin gölgesinde kanla yıkanmakta, suçlu suçsuz herkes şüpheyle yargılanmaktadır. Defergeler de bu acımasız dönemin en etkin figürleri hâline gelmiştir. Eski hizmetkârı Gabelle'nin yardıma muhtaç olduğunu öğrenen Darnay, tüm risklere rağmen Fransa'ya gider. Ne var ki döner dönmez "mülteci" olduğu gerekçesiyle tutuklanır ve giyotine mahkum edilir.

Doktor Manette'nin hapishane geçmişi sayesinde halkın gözünde saygın bir konum edinmesi, Charles'ın ilk idam kararından kurtulmasını sağlar. Fakat ertesi gün yeniden tutuklanır. Bu kez mahkemeye sunulan kanıtlar arasında Doktor Manette'nin Bastille'de gizlice yazdığı ve duvar arasına sakladığı mektup da vardır. Doktor, meslek hayatının bir döneminde Edmondo soyundan iki kardeş tarafından zorla götürüldüğünü; biri ölümcül şekilde yaralanmış bir köylü genci, diğeri ise aynı aile tarafından tecavüze uğrayıp kocası öldürülen bir kadını tedavi etmeye zorlandığını anlatmıştır. Kadın ve genç adam ölür; doktor ise olaya göz yummaması nedeniyle şikâyetçi olur. Bunun üzerine Manette tutuklanarak Bastille’e gönderilir. Mektubun sonunda, tüm Edmundo soyunun bir gün hak ettiği cezayı bulması gerektiğini yazmıştır. Bu belge okununca Charles'ın sonu kesinleşir: geçmişin günahı, masum bir çocuğun dahi üzerinden silinmemiştir. Bu gerçeği öğrenen Doktor Manette yeniden kendi iç karanlığına gömülür. Artık Darnay'ın kurtuluşu mümkün değildir.

Tam bu noktada devreye Sydney Carton girer. Lucie'ye duyduğu aşk, kendi değersiz gördüğü hayatına duyduğu öfke ve Darnay'ın erdemine duyduğu saygı birleşerek onu büyük bir fedakârlığa sürükler. Gardiyanlardan birinin zaafından yararlanarak hapishaneye girer; Charles'ı bayıltıp onun yerine geçer. Darnay, karısı ve ailesiyle İngiltere'ye dönerken Carton giyotinin altında durur. Hayatının ilk kez anlam kazandığına inanmaktadır. Onu idam sehpasında görenler yüzünde huzur ve aydınlık olduğunu söyler.

Lucie, Charles, Doktor Manette ve tüm aile, Carton’un sonsuz fedakârlığı sayesinde İngiltere’de yeni bir hayata kavuşur. Oğullarına Carton’un adını verir, her anlarında da onun sessiz kahramanlığını saygıyla anarlar.

İki Şehrin Hikayesi - Charles Dickens Karakterleri:

  • Dr. Alexandre Manette: Paris'in ünlü Bastille Hapishanesi'nde 18 yıl boyunca suçsuz yere hapis yattıktan sonra kurtarılan parlak bir doktordur. Yaşadığı ağır travmalar nedeniyle ruhsal ve zihinsel sağlığı ciddi hasar görmüştür. Onu hayata yeniden bağlayan ve mahkum zihniyetinden kurtaran tek şey, varlığından habersiz olduğu kızı Lucie'ye olan sevgisi ve bağlılığıdır.
  • Lucie Manette: Doktor Manette'in güzelliği, masumiyeti ve şefkatiyle çevresindeki herkesi olumlu yönde etkileyen kızıdır. Romanda karakterleri birbirine bağlayan "altın iplik" olarak nitelendirilir ve sevginin iyileştirici gücünü simgeler. Ailesine olan sadakati ve sabırlı duruşuyla romanın duygusal merkezini oluşturur.
  • Charles Darnay: Fransız aristokrat ailesinin soyundan gelen ancak ailesinin mirasını ve unvanını reddederek Londra'da yeni bir hayat kuran onurlu ve vicdanlı genç karakterdir. Babası ve amcasının, Madame Defarge'ın ailesine karşı işlediği vahşi suçların mirasını reddederek onurlu bir yaşam sürmeye çalışsa da kökeni peşini bırakmaz. Lucie ile evlenir ve devrimin hedefi haline gelir.
  • Sydney Carton: Charles Darnay'e fiziksel olarak ikizi kadar benzeyen, son derece zeki olmasına rağmen hayatını alkol ve umursamazlıkla boşa harcayan, geleceğe dair umudunu yitirmiş bir avukattır. Lucie'ye duyduğu karşılıksız ve derin aşk, onu dönüştüren en büyük güç olur ve romanın sonunda en yüce fedakârlığı yapmaya iter. Bu eylemle, yalnızca sevdiği kadının ailesini kurtarmakla kalmaz, aynı zamanda içten içe imrendiği ve olmak istediği adam olan Darnay'in erdemli konumuna kendini yükseltir.
  • Madame Defarge: Ailesi, bizzat Charles Darnay'in babası ve amcası olan Evrémonde aristokratları tarafından vahşice yok edilmiştir. Ablasının tecavüze uğramış ve ağabeyinin öldürülmüştür. Bu sebeple içinde bitmek bilmez bir intikam arzusuyla dolu olan bir devrimcidir. Elinden düşürmediği örgüsüne, devrimin düşmanlarının isimlerini şifreleyerek adeta kaderi örer.
  • Ernest Defarge: Madame Defarge'ın kocasıdır. Paris'te bir meyhane işleten ve devrimci hareketin önemli liderlerinden biridir. Karısının intikam arzusunu paylaşsa da zaman zaman devrimin aşırılıklarından rahatsızlık duyar.
  • Miss Pross: Lucie'nin onu büyük bir sevgi ve sarsılmaz bir sadakatle koruyup kollayan mürebbiyesidir. Romanın sonunda Madame Defarge ile olan mücadelesi, sevginin ve fedakârlığın, saf nefret karşısındaki nihai gücünü sembolize eder ve bu mücadele sırasında Madame Defarge'ın silahının patlamasıyla duyma yetisini kaybederek fiziksel bir bedel öder.

Bu özet ve inceleme, Charles Dickens'ın "İki Şehrin Hikayesi" adlı kitabını okumayı düşünüyorsanız sizin için faydalı olabilir.